Anne Olmanın Bedelini En Ağır Çalışan Türk Kadını Ödüyor

ilo-turk-kadiniUluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından iki yılda bir hazırlanan Küresel Ücret Raporuna göre anne olmanın en ağır bedelini çalışan Türk kadını ödüyor.

2018-2019 yıllarını kapsayan rapor “Cinsiyete Dayalı Ücret Farklılıklarını Anlamak” teması ile yayınlandı. İki ana bölümden oluşan rapor, küresel ücretlerde kaydedilen gelişmeleri ve cinsiyete dayalı ücret farklılıklarını inceliyor. Rapora göre, küresel düzeyde ücret artışı 2017 yılında, son 10 yılın en düşük seviyede gerçekleşti. Küresel düzeyde reel ücret artışı 2016 yılında % 2.4 olarak gerçekleşmişken, 2017 yılında sadece %1.8 düzeyinde artış kaydedildi. Küresel krizin yaşandığı 2008 yılından bu yana reel ücret artışları yıllık bazda ilk kez bu kadar yavaşladı.


Gelişmiş G20 ülkelerinde reel ücret artışları 2015 yılından bu yana gerilemeyi sürdürüyor. Bu grupta, 2015 yılında % 1.7 seviyesinde olan reel ücret artış hızı, 2016 yılında %0.9’a, 2017 yılında ise %0.4’e kadar geriledi. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu G20 ülkelerinin yükselen piyasalarında da reel ücret artış hızı 2017 yılında bir önceki yıla göre 0,6 puan azalarak % 4.3 seviyesinde gerçekleşti. Türkiye’de gerçek ücretler 2009’den beri artış gösteriyor, ancak 2015-2017 döneminde reel ücretlerdeki artış yavaşladı. Türkiye’de reel ücret artış hızı (enflasyondan arındırılmış) 2014 yılında % 6.1 iken 2017’de % 1’e kadar geriledi.

– Cinsiyete dayalı ücret farklılıkları dikkat çekiyor, kadınlar daha az kazanmaya devam ediyor

Dünyada 70 ülke ve ücretli çalışan dünya nüfusunun %80’ini kapsayan araştırmaya göre, kadınları ve erkekleri, “eğitim durumu”, “yaş”, “çalışılan saatler (tam zamanlı-kısmi zamanlı)” ve “kamu-özel sektör” faktörlerine dayalı olarak homojen gruplar altında değerlendiren faktör bazında ağırlıklandırılmış ölçme yöntemine göre, küresel düzeyde cinsiyete dayalı ücret eşitsizliği %18.8’ olarak gerçekleşiyor. Türkiye’de bu oran %12 seviyesinde bulunuyor. Cinsiyete dayalı gelir eşitsizliği Belçika’da %2.7’ iken, Norveç’te %11.7; Fransa’da %13.3; İngiltere’de %16.6 seviyelerinde gerçekleşiyor. Cinsiyete dayalı ücret farklılıkları ile mücadele küresel düzeyde tüm ülkelerin önünde başa çıkılması gereken bir sorun olarak duruyor.

Kadınlar ve erkekler arasındaki ücret eşitsizliklerinin geleneksel açıklamalarından biri de cinsiyetler arası eğitim farklılıkları. Ancak rapor, eğitim farklılıklarının söz konusu eşitsizliği açıklamakta yetersiz kaldığını, “açıklanamayan” kısmın daha büyük bir etkisi olduğunu ortaya koyuyor. Nitekim yüksek gelir grubundaki ülkelerde eğitimin cinsiyetler arası ücret farklılıklarına 1 puandan daha az bir etkisi olduğu görülüyor. Yani kadınlar daha az eğitimli oldukları için daha az kazanmıyor. Aksine, çalışma hayatına katılan ücretli işlerde çalışan kadınların erkeklerden daha iyi eğitim seviyelerine sahip olduğu tespit ediliyor.

– Anne olan ve olmayan kadınlar arasındaki derin ücret farkı: En ağır bedeli Türk kadını ödüyor

Son yıllarda yapılan araştırmalar, cinsiyete dayalı ücret farklılıklarının kaynaklarından birinin “annelik ücret farkı” olduğunu gösteriyor. Anne olan ve olmayan kadınlar arasındaki ücret farklılıklarını ifade eden bu gösterge, baba olan ve olmayanlar arasındaki ücret farklarını ifade eden “babalık ücret farkı” ile birlikte değerlendirildiğinde çarpıcı sonuçları ortaya koyuyor.

Anneler, çalışma hayatının kesintiye uğraması, çalışma saatlerinin azalması, daha düşük gelir sağlamasına rağmen daha esnek ve daha düşük saatlerle çalışma imkânı sunan kısmi-süreli çalışma gibi “aile-dostu” işlerin tercih edilmesi, işe alma ve yükselmede karşı karşıya kalınan ayrımcılık gibi nedenlerle anne olmayan kadınlara göre daha az kazanıyor. Babalar ise, baba olmalarına bağlı olarak sunulan ek ücretler sayesinde, baba olmayan erkeklere göre daha yüksek ücret seviyeleri ile ödüllendiriliyor. Bir başka değişle, kadınlar anne oldukları için ücret yönünden cezalandırılırken, babalar ödüllendiriliyor.

Türkiye, % 29.6 ile hem üst hem de orta ve alt gelir grubundaki ülkeler arasında analık ücret farkının en yüksek olduğu ülke olarak bu alanda en olumsuz koşullara sahip. Anne olmanın bedelini en ağır, anne olmayan bir kadına göre %30 daha az ücret alarak, çalışan Türk kadını ödüyor. Öte yandan, annelik çalışma hayatının kesilmesine ve kadının kalıcı olarak işgücü piyasasının dışına çıkmasına da neden oluyor. Kadınların işgücüne katılma oranı, kazanç seviyesinden ve yaş grubundan bağımsız olarak zaten tüm ülkelerde erkeklerin işgücüne katılma oranının altında kalıyor. Daha da olumsuz bir gelişme 25-35 yaş grubundaki kadınlar açısından yaşanıyor. Genellikle ilk kez anne oldukları bu yaşlarda kadınların işgücüne katılma oranları daha da azalıyor. Ne yazık ki, 25-35 yaş grubunda anne olduğu için işgücü piyasasından çıkan kadınların, çoğunlukla yeniden çalışma hayatına girmediği görülüyor.
– ILO Türkiye Direktörü Özcan: “Cinsiyete dayalı ücret farkı, sosyal adaletsizliğin en büyük tezahürlerinden biri. Kadınlara hak ettiği ücreti ödememek, kadına karşı şiddetin en kötü biçimlerinden birisi”

Raporu değerlendiren ILO Türkiye Direktörü Numan Özcan: “Türkiye, rapor kapsamındaki 70 ülke arasında analık ücret farkının en yüksek olduğu ülke. Anne olan ve olmayan kadınlar karşılaştırıldığında, iki grubun kazandığı ücretler arasında %30’luk bir fark olduğunu görüyoruz. Yani Türkiye’de anne olmanın cezası %30 daha düşük ücret elde etmek. Dünyada, anne olmanın bedelini en çok Türk kadını ödüyor”.
Kadının çalışma yaşamından uzaklaşıp daha düşük ücret almasını önlemek ve anne olmanın ‘cezasını’ azaltmak alınacak politika önlemleri ile elbette mümkün” diyen Özcan, kadınlar ve erkekler arasında ailevi sorumlulukların daha eşitlikçi paylaştırılması, çocuk ve yaşlı bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması, kadınların doğum sonrasında çalışma hayatına dönmesini destekleyen programların oluşturulması ve etkinlikle uygulanması ve babalık izninin yaygınlaştırılmasını bu konuda atılabilecek olumlu adımlar olarak değerlendirdi.

“Cinsiyete dayalı ücret farklılıklarının azaltılması ise daha geniş bir önlemler setini gerekli kılıyor” diyen Özcan şöyle devam etti;

“Ücret eşitsizliklerinin gelir dağılımının hangi diliminde ve ne şekilde ortaya çıktığının doğru biçimde tespit edilmesi, çözüm politikalarının üretilmesi açısından kritik önem taşıyor. Nitekim örneğin, asgari ücretin daha geniş bir tabana yayılmasını sağlayacak politikalar üretilmesi, düşük gelir grupları açısından eşitlikçi bir sonuç doğurabilir. Toplu sözleşmelerin daha kırılgan grupları kapsayacak biçimde teşmil edilmesi ise yüksek gelir grupları için daha eşit bir gelir dağılımı yaratabilir. Kadınların daha üst düzey pozisyonlara gelmesinin önündeki engellerin kaldırılması ise en üst düzey gelir grupları arasında eşitliğin sağlanmasına katkı sağlayabilir. Sorunun kaynağının doğru tespit edilmesi, çözümün üretilmesi açısından da kritik önem taşıyor. Kadınların sıklıkla karşı karşıya kaldığı kayıt dışı istihdamla mücadele edilmesi ise elbette son derece kökten çözümler sağlayacaktır. Kız çocuklarının eğitime erişiminin artırılması ve hem eğitimde hem de meslekte stereotiplerin ortadan kaldırılması uzun vadede insana yakışır işlere ve ücrete erişimi kolaylaştıracaktır. Kız çocuklarının bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik gibi alanlara teşvik edilmesi ve bu alanlarda eğitim alması politikaların temelini oluşturmalıdır. Ancak bu yolla daha iyi ücretli işlere erişim mümkün olacaktır. Son olarak “kadın işi”, “erkek işi”biçiminde şekillenmiş mesleki ayrışmalar ortadan kaldırılmalı, öğretmenlik, sağlık gibi geleneksel olarak kadınların yoğunlaştığı mesleklere erkeklerin de katılımı teşvik edilmelidir.”

Özcan, ILO Türkiye Ofisi olarak “EŞİTİZ BERABERİZ” sloganı ile kadının toplumda ve iş hayatında hak ettiği yeri edinebilmesi için uzun yıllardır kapsamlı çalışmalar yürüttüğünü hatırlatarak önümüzdeki dönemde de devam edecek olan çalışmalar kapsamında, tüm paydaşlarla işbirliğine hazır oldukları mesajını verdi.