Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi’nin III. Brüksel Konferansındaki Açıklaması

grandi3Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi’nin 14 Mart 2019 tarihinde Brüksel’de düzenlenen, “Suriye’nin ve bölgenin geleceğinin desteklenmesi” konulu III. Brüksel Konferansında yaptığı açıklama aşağıda sunulmuştur (13-14 Mart 2019)

Sayın Başkan,

Değerli Delegeler,

Geçen hafta Suriye’deydim. Şam, Humus ve Hama’nın kırsal bölgelerinde, hayal dahi edemeyeceğimiz deneyimler yaşamış olan, buna rağmen hayatlarını ve topluluklarını yeniden inşa etme konusunda kararlı olan insanların gösterdiği olağanüstü dayanıklılık karşısında duyduğum hayreti ve saygıyı anlatamam. Birçok Suriyelinin ağır tahribat ve güvensizlik ortamında, su, gıda, ilaç ve istihdam dahil temel hizmetlere erişimi olmadan evlerine geri dönüş yaptığına tanık oldum. İnsani yardım kuruluşları ve diğer kuruluşlar ellerinden gelenin en iyisini yapmakla birlikte, çok sayıda ülke içinde yerinden edilmiş kişi ve bazı mülteciler bu zor kararı alarak evlerine geri dönüş yaptığı için ihtiyaçlar artmaktadır.

Geçen hafta ayrıca büyük cömertlikle çok zor şartlarda 5,6 milyondan fazla Suriyeliye ev sahipliği yapan beş komşu ülkeden biri olan Lübnan’ı da ziyaret ettim. Türkiye, Ürdün, Irak ve Mısır’da olduğu gibi Lübnan’da da bazı bölgelerde kaydedilen ilerlemeye karşın, Suriyeli mülteciler ve bunlara ev sahipliği yapan kentsel ve kırsal topluluklar için günlük hayat mücadelesi devam etmekte; altyapı, hizmetler ve yerel ekonomi büyük bir baskı altında kalmaktadır. Bu konferansta verilmesi gereken bir mesaj varsa, o da ev sahibi ülkelerin yaptığı fedakarlıkların kıymetini bilmemiz gerektiğidir.

3RP (Bölgesel Mülteci ve Dayanıklılık Planı) olarak adlandırılan ve 270 ortak ile birlikte UNHCR ve UNDP tarafından ortaklaşa yürütülen program kapsamında yıllar içerisinde 12 milyar Amerikan dolarından fazla bağış toplanmıştır. Ayrıca bundan çok daha fazlası, iki taraflı ve çok taraflı kanallar ve Dünya Bankasının çok önemli bir rol oynadığı yenilikçi mali düzenlemeler vasıtasıyla doğrudan ev sahibi hükümetlere sağlanmıştır. Hepinize sürekli ve cömert destekleriniz için teşekkürü borç bilirim. Bu desteğin devam etmesi gerektiğini de belirtmek isterim.

İhtiyaçlar, azalmak şöyle dursun daha ciddi bir boyuta ulaşmaktadır. Mültecilerin varlıkları tükenmiş haldedir. Bu beş ülkenin tamamında mültecilerin büyük bir kısmı yoksulluk içerisindedir. Çocuklar için yapılan eğitim yatırımları ve diğer yatırımlar kaybedilmekte, en ağır etkilenenler geçmişte olduğu gibi şimdi de çocuklar olmaktadır. Çocukların parlak gelecekleri kararmakta, imkanları ellerinden alınmaktadır. Geçen hafta gerçekleştirdiğim ziyarette bir kez daha gördüğüm üzere, bu duruma en çok maruz kalanlar kadın ve kız çocuklarıdır.

Dolayısıyla Suriyeliler için çözümler aramaya her zamankinden daha fazla ihtiyaç olduğu konusunda hemfikir olduğumu belirtmek ve ayrıca bu yıl, geçiş sürecinin çok karmaşık sonuçlar doğuracağını geçen yıl olduğundan daha fazla vurgulamak isterim.

Bu bağlamda sizlerden, ev sahibi ülkelerin temsilcilerinin talepleriyle aynı doğrultuda olduğunu söyleyebileceğim üç talebim olacak.

Birincisi: Ev sahibi komşu ülkelere yeni ve daha öngörülebilir bir destek sağlanmalıdır.

İçinde bulunulan durum geliştikçe mülteci geri dönüşlerinin artacağına inanıyorum, fakat büyük ölçekli eve dönüş hareketlerinin biraz daha zaman alacağı kanaatindeyim. Ancak geri dönüşler devam edecek, hatta artış gösterecektir.

Bu esnada, komşu ülkelerin gerekli olduğu sürece bu kişilere ev sahipliği yapmayı sürdürebilmesi için bu ülkelere verilen destek yenilenmelidir. Sürdürmekte olduğumuz 3RP programı, ulusal çabaları desteklemesi ve insani yaklaşımlar ile kalkınma yaklaşımlarını bir araya getirmesi bakımından küresel anlamda en işbirlikçi ve yenilikçi mülteci destek programlarından biridir. Aralarında mülteciler ve ev sahibi toplulukların da bulunduğu 9,4 milyon insana yardım etmek için 5,5 milyar Amerikan dolarına ihtiyaç vardır.

Eğitim ve sağlık hizmetleri dahil olmak üzere kamu hizmetlerine mülteci erişimini arttırmak ve gerekli olduğu müddetçe mültecilerin istihdama erişimini sağlamak için politika yatırımları gereklidir. Ürdün ve Türkiye’ye, verdikleri on binlerce çalışma izni için ne kadar övgüde bulunsak azdır. Yine Lübnan’da okulların Suriyeli çocuklara hizmet verebilmek için ikili öğretim sisteminde nasıl çalıştığını gördüm. Mısır ve Irak (yakın zamanda Mısır’ı da ziyaret ettim) da kapsayıcı politikalarını sürdürmektedir. Ancak buralarda, kalkınma aktörleri tarafından yapılan yatırımlar dahil olmak üzere daha öngörülebilir yatırımlara ihtiyaç söz konusudur. Özellikle Londra Konferansından bu yana büyük yatırımlar yapılmış olmakla birlikte, somut temettüler henüz herkes için gözle görülür nitelikte değildir. Ev sahibi ülke liderlerinin söylediklerini sizler de duydunuz; halklarına çok sayıda Suriyeliye ev sahipliği yapmaya devam edeceklerini söylemeleri gitgide daha zor bir hal almaktadır.

Türkiye Dışişleri Bakanı tarafından verilen, benim sizlere yansıttığım ikinci mesaj ise daha fazla mülteci yeniden yerleştirme yerine ihtiyacımız olduğudur.

Zira bunlar sorumluluk paylaşımı bakımından, Mültecilere İlişkin Küresel Mutabakatın özü gereği en hassas durumdaki kişiler için hayati öneme sahip olan, kilit bir mekanizma niteliğindedir. Son iki yılda mevcut yerlerin sayısı azalmış, halihazırda yıllık olarak 200 mülteciden yalnızca biri yeniden yerleştirilebilmiştir. Ayrıca eğitim planları ve burslar gibi diğer tamamlayıcı yollara da ihtiyaç duyulmaktadır.

Üçüncü ve son talebim ise mülteciler ve ülke içinde yerinden edilmiş kişileri, geri dönüş hazırlıklarının merkezine almaktır.

Bildiğimiz gibi çoğu mülteci geleceğinin yine Suriye’de, kendi ülkesinde olduğunu düşünmektedir. Geçen yıl organize bir şekilde 56.000 kişinin geri dönüş yaptığı bilgisine sahibiz, ancak duyduğuma göre bu sayı Lübnan’da çok daha fazla. Ayrıca 1,2 milyon (ülke içinde) yerinden edilmiş kişinin de halihazırda evlerine geri dönüş yapmış olduğunu da unutmamalıyız. Mültecilerin geri dönüş beklentilerini değerlendirirken göz önünde bulundurduğu önemli hususlar Suriye’deki güvenlik, mülkiyet hakları, yasal belgeler ve askerlik hizmetine ilişkin şartlarıdır. Tabii ki istihdam, barınma ve temel hizmetlere erişimi de değerlendirmektedirler. Komşu ülkelerden herhangi birindeki bir mülteciyle konuştuğunuzda size bunları söyleyecektir.Suriye Hükümeti’nin yanı sıra diğer hükümetlerle işbirliği içerisinde çalıştığımızı sizinle paylaşmaktan memnuniyet duyarım. Bilhassa Rusya Federasyonu’na, mültecilerin geri dönüş ile ilgili olarak dile getirdiği endişelerin ele alınmasında sergilediği işbirliği için teşekkür etmek isterim. Tabii ki bunun yanında barış ve istikrarı yeniden inşa etmek için büyük çabalar sarf edilmeli, insanlara hayatlarını yeniden kurmaları için imkan tanınmalıdır. Burada üzerinde durulması gereken önemli bir husus da UNHCR ve insani yardım kuruluşlarının Suriye’deki geri dönüş bölgelerine erişiminin sağlanmasının zorunlu olduğu, gereken güveni inşa etmek için bu erişimin daha öngörülebilir ve kapsamlı bir şekilde sağlanması gerektiğidir.

Geri dönüşlerin daha önce olduğu gibi gönüllü ve bilgilendirilmiş bir şekilde devam etmesi ve siyasi mülahazalar tarafından şekillenmemesi hususu da önemlidir. Mültecilerle konuşmak, onların bakış açılarını, haklarını ve menfaatlerini karar verme sürecinin merkezine oturtmak da önemini koruyacaktır. Benzer şekilde geri dönüş yapanların yeniden entegrasyon sürecinin başında onlara insani yardım ve destek sağlanmaya devam edilmesi de elzemdir.

İçinde bulunduğumuz an, çok önemli bir andır. Genel Kurulun geçen yılın Aralık ayında onayladığı Mültecilere İlişkin Küresel Mutabakat büyük oranda bu bölgedeki deneyimlere ve Suriyeli mültecilerle yaşanan deneyimlere göre şekillenmiştir. Bunun temelinde sorumluluğu paylaşma taahhüdü vardır. Şunu unutmayalım ki bu kavramların doğduğu bölgede bu taahhüdün sürdürülmesi ve Küresel Mutabakatın hayata geçirilmesi; Suriye halkının, ev sahibi toplulukların ve ev sahibi ülkelerin destek ve dayanışması sayesinde olmuştur.

Teşekkür ederim.