BM: Sürdürülebilir kalkınma hedefine ulaşılabilmesi için Asya-Pasifik bölgesinde kapsayıcı büyüme sağlanmalı

ESCAP'ın 2015 Raporu TEPAV'da sunuluyor. Fotoğraf: UNIC Ankara
ESCAP’ın 2015 Raporu TEPAV’da sunuluyor. Fotoğraf: UNIC Ankara

Birleşmiş Milletler Asya ve Pasifik Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (ESCAP) tarafından hazırlanan ve Ankara dahil 35’in üzerinde başkentte 14 Mayıs 2015 tarihinde aynı anda açıklanan bölgesel makroekonomik görünüm raporunda, Asya-Pasifik bölgesindeki gelişmekte olan ekonomilerin, dünyanın geri kalanına kıyasla ilerleme kaydettiği ancak yapısal zayıflıkların, büyüme beklentilerini olumsuz yönde etkilediği ifade ediliyor, herkes için sürdürülebilir refah sağlamanın birincil koşulunun daha kapsayıcı bir ekonomik büyüme olduğu vurgulanıyor.

Raporun Ankara’daki tanıtımı Türkiye Ekonomik Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV)’nda ESCAP Temsilcisi Sudip Ranjan Basu ve TEPAV İcra Direktörü Prof. Güven Sak’ın katılımıyla yapıldı.

Raporda, bölgedeki ekonomik büyüme performansının yanı sıra bu büyümenin genel görünümü ile ülkelerin bu büyümeden elde edilen faydaları toplumun geneline yayarken karşılaştığı zorluklar ele alınıyor. Raporda ayrıca Türkiye’nin bölge ekonomisindeki yeri de inceleniyor.

Basu, Binyıl Kalkınma Hedefleri de dâhil olmak üzere tüm sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin gerçekleşmesinin, Asya-Pasifik bölgesinin ekonomik büyümesini daha kapsayıcı hale getirmesine bağlı olduğunu belirti.

Basu, Asya Pasifik Bölgesi’ndeki yavaşlamada, ülkelerin yapısal reformları ertelemesinin, Çin’in ekonomik büyüme modelindeki dönüşümün ve bölgedeki bir çok ekonominin net petrol ihracatçısı olmasının etkili olduğunu anlattı.

Basu, Asya-Pasifik ekonomilerinde görülen yavaşlamanın aşılması için toplumun tüm kesimlerini kapsayıcı bir büyüme modelinin benimsenmesi gerektiğini, büyümenin tek başına sorunların çözümünde yeterli olmadığını eşit gelir dağılımı kadar eşit fırsatların özellikle eğitim, altyapı gibi alanlarda, herkese sunulduğu bir büyüme modelinin gerektiğini belirtti.

Prof. Güven Sak da yaptığı sunumda, Türkiye’nin Asya-Pasifik bölgesi ülkeleriyle ticaretinin artıyor olmasına rağmen hala istenen seviyeye gelemediğini, ekonomik çalkıntılardan en az etki ile kurtulabilmek için Türkiye’nin bölge ülkelerin pazarlarına daha fazla açılmasının gerektiğini belirtti. Prof. Sak, Asya-Pasifik bölgesindeki sorunlardan birini ekonomileri yaklaştıracak alt yapının yetersiz kalması olduğunu belirtti ve raporda bu konunun da işlenmesinden memnuniyet duyduğunu belirtti.

Sak, ayrıca, ciddi altyapı yatırımlarıyla tekrar canlandırılacak İpek Yolu’nun bölgedeki tüm ülkelere ve Türkiye’ye önemli katkıları olacağını vurguladı.

Asya-Pasifik Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Raporu, Birleşmiş Milletler Asya ve Pasifik Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (ESCAP) tarafından hazırlanıp yayınlanıyor.

Genel hatlarıyla raporda şu konular ön plana çıkıyor:

Rapora göre, geçtiğimiz yıl gelişmekte olan bölge ekonomilerinin büyüme oranı 5.8 iken, bu oranın 2015’te sadece yüzde 5.9’a yükseleceği tahmin ediliyor. 2016 yılında ise önemli bir değişim beklenmiyor. Küresel petrol fiyatlarındaki düşüş (bölge ekonomilerinin çoğunda faiz indirimi uygulanmasına yol açmıştır) nedeniyle, enflasyon oranının da düşmeye devam edeceği ve aynı oranda seyredeceği öngörülüyor.

Altyapı eksiklikleri ve bazı ülkelerin emtialara çok fazla bağımlı olması nedeniyle, Asya-Pasifik bölgesindeki gelişmekte olan ekonomilerin büyüme potansiyeli yeterince açığa çıkamıyor. Ekonomik toparlanma sürecinin istikrarsız olması ve dolayısıyla küresel ticaretin azalması, başka zorlukları da beraberinde getiriyor.

Asya-Pasifik bölgesindeki ülkelere yol göstermek amacıyla ESCAP, yeni çok boyutlu bir Kapsayıcılık Endeksi geliştirdi. Kalkınmanın ekonomik, sosyal ve çevresel boyutlarına ilişkin 15 göstergeye sahip olan Endeks, kapsayıcı sonuçların derecesini daha iyi değerlendirebilmek için her değişkene eşit derecede ağırlık veriyor.

Araştırmanın diğer bulguları, aşırı yoksulluk oranlarında azalma olduğunu, ancak özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki kentsel bölgelerde gelir eşitsizliğinin arttığını, üretken ve insan onuruna yakışır istihdam fırsatlarının ise yetersiz kaldığını ortaya koyuyor. Asya-Pasifik bölgesindeki gelişmekte olan ekonomilerin, kaliteli eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimi arttırarak başta kadınlar ve kız çocukları olmak üzere herkes için fırsat eşitliğini sağlama konusunda daha fazla çaba sarf etmesi gerektiği belirtiliyor.

Bölgenin, çeşitli risk ve belirsizliklerden (finansal piyasaların dengesizliği, yapısal engellerin çözüme kavuşturulmasında yaşanan gecikmeler ve siyasi karmaşıklıklar gibi) etkilenmeye devam edeceğinin anlaşıldığı ifade edilen raporda, ESCAP’ın bu bulgular ışığında, makroekonomik yönetimin güçlendirilmesi ve gelişmiş ekonomilerdeki mevcut ve yeni para politikası koşullarından kaynaklanan sermaye akışındaki dalgalanmalarla başa çıkmak için makro düzeyde politikalar geliştirilmesi gerektiğini ifade ediyor. ESCAP analizinde, gelişmekte olan bölge ekonomilerine para politikası açısından, tedbiri elden bırakmamaları tavsiye ediliyor. Bunun nedenlerinden biri, Mart ayı ortalarından bu yana artış eğilimi gösteren petrol fiyatlarındaki dengesizlik. ESCAP, 2015 boyunca petrolün varil fiyatının 60 ila 70 ABD doları arasında seyredeceğini öngörüyor.

ESCAP, fırsat eşitliğini teşvik etmekte, küçük ve orta ölçekli işlemlerin güçlendirilmesi ve kırsal sanayileşmenin arttırılması yoluyla insan onuruna yakışır istihdam fırsatlarının yaratılmasını destekliyor. Bu doğrultuda, özel sektörün daha kapsayıcı bir büyümede kritik bir rol üstleneceği savunuluyor. Araştırmada, “hareketli ve güçlü bir özel sektör olmadan, yoksulluk ve eşitsizlik sorunun çözülmesi, yeni iş sahaları yaratılması mümkün değildir,” ifadesine yer veriliyor.

ESCAP, kamu harcamalarının kalkınma odaklı olmasını, bu bağlamda özellikle kaliteli eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimin arttırılmasını ve yoksullukla mücadeleyi olumsuz etkileyen yoksunluk döngüsünün kırılmasını sağlayacak sosyal güvenlik ağlarının güçlendirilmesini tavsiye ediyor.

Raporda Türk ekonomisi ile ilgili aşağıdaki değerlendirmelerde de bulunuluyor:

2013 yılında Türkiye’deki ekonomik büyüme oranı % 4,2 iken bu oran 2014’te % 2,9’a düştüğü, kriz öncesindeki dönemde, 2002-2007 yılları arasında, ortalama % 6,7 seviyesinde seyreden büyümenin, geçtiğimiz yıllardan bu yana düşme eğilimi gösterdiği belirtiliyor.

Sermaye çıkışlarını önlemeyi ve cari açığı azaltmayı hedefleyen sert faiz artışları ve tüketici kredisi büyümesine ilişkin Ocak 2014’te uygulamaya konan önlemlerin tüketici harcamalarını yavaşlattığı, çift haneli tarım dışı işsizlik oranı da özel tüketimi aşağı çektiği belirtiliyor ve zayıf talep, çok yüksek borçlanma maliyetleri ve imalat sanayi kapasite kullanım oranının nispeten düşük olmasından dolayı sabit yatırımların gerilediği ifade ediliyor.

2014 yılı enflasyon oranının (% 8.9), orta vadede hedeflenen % 5’ten daha yüksek çıkmasının nedenlerinden birinin de yetersiz hasat olduğuna değiniliyor.

Büyümenin 2015’te % 3,3’e ve 2016’da % 3.7’ye çıkacağının öngörüldüğü belirtilen raporda, tüketici güveninin artması ve daha düşük bir enflasyon temelinde, tüketici harcamalarının bir ölçüde tekrar yükselişe geçmesinin gerektiği görüşü dile getiriliyor ve Türk Lirasının değer kaybının, ihracatı da teşvik edeceği belirtiliyor. Ancak burada Türkiye’nin ana ihracat pazarı olan Avrupa’dan gelen siparişlerdeki durgunluğun devam etmesi beklendiği, bunun yanında ihracatın artması, küresel petrol fiyatlarının düşüklüğü ve hâlâ cansız olan ithalat talebi, cari açığın azaltılmasına yardımcı olacağı belirtiliyor.

ABD’deki olası bir faiz artışı sonucunda sermaye akışlarında oluşabilecek dalgalanmaların olumsuz bir etki yaratma ihtimali olan başlıca riski teşkil ettiği belirtilen raporda yurtiçi tasarruf oranının düşüklüğü göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye’nin ekonomisini finanse etmek için yabancı fonlara ihtiyaç duyduğu ve dolayısıyla küresel risklerdeki keskin değişikliklere karşı hassas bir konumda bulunduğu görüşüne yer veriliyor. Merkez Bankası’nın, dövizdeki dalgalanmaları yönetmek için kısa süre önce döviz satışlarını arttırdığı, döviz faiz oranlarını indirdiği ve döviz cinsinden zorunlu karşılık oranlarını yükselttiği hatırlatılıyor.

Türkiye’de reform gündeminin bir bölümünün, daha çok istihdam yaratma üzerine odaklanması çağrısında bulunulan raporda, nüfusun yarısının 30 yaş altında olduğundan, önümüzdeki yıllarda istihdam yaratma konusunda yoğun bir baskı yaşanabileceği, işgücü piyasasının daha esnek olmasını sağlamak üzere yeni bir istihdam stratejisi belirlenmesi gerektiği görüşü ortaya konuyor.