Daha adil ve sürdürülebilir bir Dünya için

pga701Mogens Lykketoft, Birleşmiş Milletler Genel Kurul Başkanı

2015 nasıl bir yıldı diye sorsanız her halde herkesin aklına yaşanan olumsuzlar gelecektir.

Bazılarının aklına ilk olarak, başta 250 bin kişinin yaşamını yitirdiği, 11 milyon kişinin yerlerinden edildiği Suriye’dekiler olmak üzere yaşanan korkunç ölüm ve yıkımlar gelecektir. Diğerleri şiddet yanlısı aşırı uç taraftarlarının dünyanın dört bir yanında yaptığı saldırılar sonucu yaşanan acıyı, korkuyu ve öfkeyi hatırlayacaktır. Bir diğer kesim ise 2015’in tarihteki en sıcak yıl olarak istatistiklere girdiğini, ya da hala yılda 15 bin çocuğun aslında önlenebilir hastalıklar nedeniyle yaşamını yitirdiğini anımsayacaktır.

Tüm bunlara rağmen 2015 önemli ilerlemelerin sağlandığı bir yıl da oldu.

Örneğin, 2015 yılında uluslararası topluluk tarafından desteklenen sağlık çalışanları ve kamu görevlileri Ebola salgının Sierra Leone, Liberya ve Guinea’da durdurmayı başardı. Küresel ölçekte aşırı yoksulluk içinde yaşayan insanların sayısının yarı yarıya azaltılmasını sağlayan Binyıl Kalkınma Hedeflerinin süresinin dolduğu yıl oldu. Ayrıca, ABD-Küba ilişkilerinde iyileşmenin görüldüğü, İran’ın nükleer programı konusunda bir anlaşmaya varıldığı, Kolobiya’da barış görüşmelerinde önemli ilerlemenin sağlandığı, Orta Afrika Cumhuriyeti’nde geçiş sürecinin hızlandığı bir yıl oldu. En son olarak ise 2015’de Güvenlik Konseyi Suriye’deki çatışmaları sonlandırabilecek bir yol haritasını kabul etti.

Bu gelişmelerin hepsi tek tek büyük önem taşıyor, ancak ilerisi için bana en fazla umudu BM’ye üye 193 ülkenin oybirliği ile kabul ettiği üç uluslararası anlaşma veriyor.

Eylül ayında dünya liderleri New York’ta bir araya gelerek 17 maddeden oluşan ve kısaca SKH’ler olarak adlandırılan Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerini kabul ederek insanlar ve dünyamız için yeni bir yol beliryeceklerini taahhüt ettiler. Temmuz ayında Addis Ababa’da da aynı liderler söz konusu hedeflerle ilgili mali çerçeveyi benimsedi. Aralık ayı içinde de iklim değişikliğinin yol açabileceği korkunç sonuçlardan kurtulmayı sağlayacak ve insani gelişimi daha da ileri götürecek bir anlaşmaya vardılar.

Söz konusu üç anlaşma ile üye ülkeler dünyamızı dönüştürecek üç önemli alanda ilerleme sağlanacağını taahhüt etmiş oldular. Birinci olarak yoksulluk ve açlığa yol açan sorunların köküne ineceklerini, insani gelişimi daha da ileri götüreceklerini ve kadın-erkek eşitliğini sağlayacaklarını taahhüt ettiler. İkinci olarak düşük karbonlu ve iklim değişikliğine dayanıklı bir ekonomiye yönelme ve doğayı koruma konusunda bir anlaşmaya vardılar. Üçüncü olarak ise barış içinde yaşayan, adil ve kimsenin dışlanmadığı toplumların ortaya çıkabilmesi için yönetimlerin tüm seviyelerde daha iyi hale getirilmesi konusunda mutabakata vardılar.

2016 – taahhütten icraata

Bu gelişmelere kuşku ile yaklaşanlar tabii ki hükümetlerin bu anlaşmaları hayata geçirme ve gerçeğe dönüştürme konusundaki imkan ve kabiliyeleri ile işe ne kadar sarılacaklarını sorgulayabilir. Ancak, ben söz konusu çabaların başarı ile sonuçlanacağına yürekten inanıyorum.

Nedenini anlatmaya çalışayım.

Politikada 50 yılını geçirmiş biri olarak daha önce istişarlerin bu kadar yoğun ve katılımcı olduğu bir müzakere süreci görmedim. Bunun anlamı da söz konusu anlaşmaların en üst seviyede gerçek anlamda siyasi karşılığının bulunduğudur. Bu anlaşmalar, sivil toplumu, gençleri, özel sektörü ve daha nicesini içine alarak olumluya doğru bir değişim için küresel bir hareketin yaratılmasını da katkı sağladı.

Ancak, 2016’da bizler bu ivmeyi yakalamalı ve hemen uygulamaya geçilmesini sağlamalıyız. Bunun için de tüm tarafların harekete geçmesine ihtiyacımız var. BM Genel Kurul Başkanı olarak bu benim bir numaralı önceliğim olacak.

Örneğin, hükümetler söz konusu hedeflere erişilebilmesi amacıyla gerekli değişiklikleri yapmak üzere adımlar atmalı. Ana hizmetlere yatırım yaparak insanların potansiyellerini tam olarak dışa aktarmlarını sağlamalı. Hükümetler daha sorumlu tüketimi ve sürdürülebilir altyapılara yatırımı teşvik edecek yasal ve siyasi çerçeveleri belirlemeli ve herkesin kendi üzerine düşen sorumluluğu yerine getirdiği, insanların özgür ve güvenlik içinde yaşadığı, toplumların daha bütünleşmiş ve eşit olduğu şeffaf ve kucaklayıcı yönetim şekillerini daha da güçlendirmelidir.

Uluslararası seviyede ise ülkelere ihtiyaç duydukları desteği sağlayabilecek bir Birleşmiş Milletler sistemine ihtiyacımız var. Dünya Bankası ve IMF ve G-20 gibi karar mekanizmalarının da yeni sürdürülebilir kalkınma gündemiyle eşgüdümlü hale getirilmesi gerekiyor.

Barış ve güvenlik alanında ise BM’nin ihtilafları çok geç olmadan daha iyi önleme ve insan haklarını daha iyi korumasını sağlayacak değişikliklere ihtiyacımız var.

Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri özel sektörün de katkısını gerektiriyor. Özel sektörün faaliyetlerini yeni Hedeflerle uyumlu hale getirmesi gerekiyor. Özel sektör hükümetler ve diğer ilgili taraflarla birlikte çalışarak yaratıcı yanını yeni hedeflerin uygulanması ve mali olarak desteklenmesi için kullanabilir. Uluslararası finans endüstrisi de bu değişikliğe uyum sağlamalı. Hükümetler, yeşil yatırımın sadece dünyamız ve insanlık için değil, iş dünyası için de en iyi seçenek olduğunu ortaya koyacak şekilde kural ve vergi çerçevesini hazırlamalılar.

Nihai olarak belirtmek gerekirse, sivil toplum ve dünyanın dört bir yanındaki insanlar harekete geçmeden ve baskı yapmadan değişim olmaz. STK’lar hükümetlerin 2015 yılında yaptıkları taahhütlerin takipçisi olmalılar. Yardım kuruluşları SKH’ler ile uyumlu davaları desteklemeliler ve hükümetler ve diğer taraflarla daha etkin bir şekilde çalışmalılar. Vatandaşlar, gençler ve diğerleri de bilgi teknolojilerindeki inanılmaz ilerlemeyi kullanarak sürecin ana oyuncuları haline gelebilirler.

Eğer 2015 önemli ilerlemelerin yaşandığı bir yıl oldu ise 2016 verilen sözlerin gerçeğe dönüştürüldüğü, Dünya’yı daha adil ve sürdürülebilir yapacak dönüşümün başladığı yıl olmalıdır.